Mert, orada havalar nasıl? Evet, ileride bu soruyu insanlar hâl hatır sorarken duyacaksın. Fakat ben bulutların neye benzediğini soruyorum. Okumayı sökmeden önce bulutların şeklini okumayı öğrenmeni çok isterdim… Çünkü onlar nesneleri taklit edebiliyor. O şekilleri seçip çıkaran hayal gücü, yıllar sonra sana bu mektubu yazan Mert’in de ham maddelerinden biri olacak.
Bulutların Dili
Gökyüzü, yeryüzünün en eski defteri. Bulutlar da o defterin hızlı yazan kalemleri. Onlar bir gün fil, ertesi gün gemi; bazen de yalnızca bir nefes… Sana şunu söylemeliyim: Evren, tahmin ettiğinden daha sürrealisttir. Kurallarını seviyor ama sınırlarını daima zorluyor. Kar tanelerinin aynı olmayışı, dalgaların bir daha tekrarlanmayan şekilleri, gökyüzünün hiç tutmadığı sözleri… Hepsi küçük bildiri: “Gerçek, tek bir maskeye sığmaz.”
Bulutları okurken ısrar et. Bir piyanistin ilk gün çıkardığı sesler gibi çatlaktır hayal gücünün baş harfleri; ama sen ısrar ettikçe tınısı berraklaşır. O bulutları anlamlandırdığın an, aslında zihnindeki boş sayfayı çiziyorsun. Şimdilik kalem gökyüzünde; yakında yerdeki her şeye dönüşecek: bir defterin kenarına, bir fotoğraf karesine, bir şarkının nakaratına, bir kitabın omurgasına.
Şunu da bil: Bulutlara bakmak oyundan ziyade dikkat eğitimi, sabır jimnastiği, sezgi dersidir. Hayal gücünü abartmaktan korkma. Zira hayat, “abartılmış” hayallerin tutarlı planlara dönüştüğü an genişler. Evren bu konuda cömert; yeter ki numaralarını fark edecek kadar yukarı bak.
Dış Sesler, İç Sesler
Birileri sana etiketler hazırladı, biliyorum. “Olmaz”, “yapamaz”, “edemez”… Dış sesler çabuk çoğalır; kalabalık oldukları için doğru sandırırlar. Ama tek bir ses vardır ki hiç kalabalıklaşmaz: iç sesin. Onun saflığıyla beraber, dışarının uğultusu anlamını yitirir.
Beyin felci benim hayatımda yalnız kaslara ağırlık bağlamadı; beni kendi içimde uzun bir keşfe de zorladı. Sen bunun adını henüz bilmiyorsun. Zamanla kendi ritmini tanıyacak, ona kulak vermeyi öğreneceksin. Uzun soluklu ısrarın da buradan doğacak: sabırdan, tekrardan, meraktan.
Kendinle barışmanın ilk işareti, kusurunu saklamaktan vazgeçtiğin andır. Ellerindeki kasılmayı, sesindeki pürüzü, denge arayışındaki yalpalamayı saklamaya çalışma; hepsi senin orkestranın enstrümanları. Günlerin birinde nefesini daha bilinçli kullanmaya çalışırken sesinin de değişebildiğini fark edeceksin. Kitap okumanı öneren çok olacak; sen üzerine bir de söyle, mırıldan, hatta karaoke yap. Bazen bir şarkı, konuşurken bulamadığın rahatlığı başka yoldan gösterecek. İç sesini en net duyduğun yerlerden biri de orası olacak.
Enerji sorunun yok senin; sorunun, enerjiyi nereye koyacağını seçmek. O seçimi her gün yeniden yapacaksın. Seçtikçe iç sesin kalınlaşacak, dış sesler incelip kopacak.
Mücadele
Koşmak fikrine tutulacaksın. Koşu, senin için bir tür özgürlük deneyi. Düşecek misin? Evet. Düşmek yerçekiminin kötü niyeti değil; işini iyi yapması. Toprakla aran bozulmasın diye ara ara seni yoklar, o kadar.
İlk adımların küçük ve ürkektir ama geri dönüşsüzdür. “Yürü” komutunu bedeninle tekrar tekrar çalışacaksın; bazı günler kolaylaşacak, bazı günler aynı hareket yeniden zorlaşacak. Düşüşlerinden utanma. Her kalkış, sıradaki adımın mümkün olduğuna dair kendi bedeninden topladığın yeni bilgidir.
Hızlanırken ayak bileklerin sitem edebilir, denge bir ipin üstünde yürür gibi ince bir sabır ister. Olsun. Koşu zamanla senin için fizyoterapi salonundan taşan ikinci bir çalışma alanına dönüşecek. Kimi gün kaslarını daha rahat, zihnini daha sessiz hissedeceksin; kimi gün yalnız terleyip eve döneceksin. Yine de ruhun çoğu koşunun sonunda başlangıçtakinden biraz daha geniş hissedecek.
Gizli Kahramanlar
Sana dört isim bırakıyorum: Özlem, Fatma, Ayşegül, Ali. Büyüdüğünde her biri için ayrı cümlelerin olacak. Şimdilik yalnız şunu bil: Seni taşıdıkları günlerde kendi hayatlarından da zaman, güç ve sabır verecekler.
Minnetini onları kusursuzlaştırarak ödeme. Sevgi, insanın yanlışlarını silmek zorunda değil. Bir gün aynı kişiye hem teşekkür edip hem kırılabileceğini; yardımın bazen alan açıp bazen alan daraltabileceğini öğreneceksin. Sana verilen emeği unutma, ama o emeği kimseyi heykele çevirmek için kullanma.
Mucize diye anılan şeyin nasıl çalıştığını da onlardan göreceksin: gökten düşerek değil, elden ele devrolarak.
Sadece Bir Kez
Şimdi sana birkaç işaret bırakıyorum; reçete değil, gelecekte dönüp anlamını değiştireceğin küçük işaretler:
- Bedenini dinle. Bir yöntem işe yaramıyorsa kendini suçlama; başka yol ara.
- Yardım istemekten utanma. Bağımsızlık, her şeyi tek başına yapmak değildir. Direksiyonun kimde olduğuna dikkat et.
- Suyu unutma. Çocukken sana hareket alanı açacak; ileride de bedeninin başka koşullarda neler yapabildiğini hatırlatacak.
- Okulu tek istasyon sanma. Merakın seni ders programlarının dışına taşıyacak; öğrendiklerini birbirine bağlamayı sürdür.
- Oyuna yer bırak. Fotoğraf, müzik, yazı, futbol, karaoke… Bazıları mesleğe, bazıları yalnız neşeye dönüşecek. İkisinin de değeri var.
- Rutin kur, puta dönüştürme. Sana iyi gelen düzeni koru; bedenin veya hayat değiştiğinde düzeni de değiştirebil.
Bunlar sana “çağımızın kusursuz insanı” ol demiyor. Kendi ekseninde uyanık kal diyor. Herkesin hızına yetişmeye çalışma; hangi hızın bugün sana ait olduğunu bul. Sadece bir kez hayata geliyorsun minik dostum.
Lotusun Zihni
Şimdi en önemli fısıltıyı bırakıyorum: “Köklerin çamurda olsa bile, yüzün ışığa dönebilir.” Bu, senin biyografinin motor cümlesi. Çamurun içinden açmak, dramatik bir sahneden fazlası; küçük alışkanlıkların soğukkanlı tekrarı.
Bir gün geriye bakacaksın ve “Yürümek, sadece yer değiştirmek değilmiş; kendimi yerime yerleştirmekmiş” diyeceksin. Bir gün konuşacaksın; “Sesim sadece ses değilmiş; içimdeki düzenin dışarıya tercümesiymiş” diyeceksin. Bir gün koşacaksın; “Hız, acele değilmiş; dengeyi daha cesurca taşımakmış” diyeceksin.
Bütün bu cümlelerin özeti şu: Umut, pasif bir bekleyişten çok aktif bir işçilik. Sen, umudu el işçiliğiyle büyütenlerdensin. Her gün, minik bir yükseliş. Her nefes, küçük bir prova. Her düşüş, bir sonraki kalkışa eklenen yeni bir hatıra.
Mektubun sonunda anlaşalım: Ben, gelecekteki hâlin olarak sana mucize vaat etmiyorum; alışkanlıklar vaat ediyorum. Çünkü lotusun sırrı, çamurun içinde bile büyümeyi sürdürmekte.
Bir de söz: Ne kadar yük binerse binsin, içindeki çocuğa bulutların dilini unutturmayacağım.