
Motivasyon Benim İçin Ne? · Fotoğrafçılık: Kuzey Işıklarının Peşine Takılan Motivasyon · Müzik ve Prodüksiyon: APD’yi Avantaja Çevirmek · Yazmak: Konuşamadığım Yerde Kelimeler Devreye Girdi · Spor: Beyin Felcini Yenme Azminden Gelen Motivasyon · En Büyük Motivasyonum: Mert Karataş Olmayı Sürdürmek
En büyük motivasyonum, tüm bu zorluklara rağmen hâlâ motive kalmayı başarabilen kişi olmak…
Yani Mert Karataş olmak.
Motivasyonum; beyin felci tanısıyla, oksijen yetersizliğiyle, yürüyemediğim yıllarla, anlamakta zorlandığım kelimelerle birlikte yaşıyor.
Kaçıp gittiğim bir şey değil; birlikte yaşamak zorunda kaldığım bir sistem.
Bu sayfa da tam olarak bunun cevabı:
“Bu çocuk tüm bunların içinde nasıl hâlâ üretmeye devam ediyor?”
Motivasyon Benim İçin Ne?
Motivasyon, bende duvara asılan bir sözden ziyade; sinir sistemiyle, disiplinle ve merakla çalışan bir altyapı.
- Bir tarafta beyin felci, kas tonusu, isteksizlik, yorgunluk, ağrı…
- Diğer tarafta fotoğraf, müzik, spor, seyahat…
İkisi kavga etmiyor; her gün pazarlık yapıyor.
Benim görevim, bu pazarlığı lehime çevirecek sistemler kurmak:
- Düzenli sporla vücudu ayakta tutmak,
- Fotoğrafla dikkatimi anda sabitlemek,
- Müzikle ritmi yeniden yazmak,
- Yazıyla bütün bu süreci anlamlandırmak.
Motivasyonum “her gün çok iyi hissetmek” üzerine kurulu değil.
Daha çok şu cümleyle özetleniyor:
“Bugün de sistemi bir tık daha iyileştirdim mi?”
Fotoğrafçılık: Kuzey Işıklarının Peşine Takılan Motivasyon
Fotoğrafçılığa başlamamın arkasında romantik bir “sanatçı doğuşu” yok.
Oldukça net, neredeyse çocukça bir cümle var:
“Kuzey Işıklarını kendi kadrajımla görmek istiyorum.”
Norveç’e taşınma kararımdan önce bile kafamda şu sahne dönüyordu:
Soğuk bir gece, karanlık bir gökyüzü ve tripodun üzerinde bekleyen bir fotoğraf makinesi…
- Kuzey Işıkları, benim için sadece gökyüzündeki renkler değil;
“Bu noktaya gelene kadar verdiğim mücadelenin karşılığı” gibi. - Her kare, beynimin vücudumla yaptığı uzun pazarlığın küçük bir ödülü.
Fotoğraf, uzun vadede motivasyon sistemimi üç yönden besliyor:
- Amaç:
Çekmek istediğim sahneler, beni hem teknik anlamda hem fiziksel anlamda ayakta tutuyor. - Tanıklık:
Çektiğim kareler, “Bu yoldan gerçekten geçtim.” diyen görsel kanıtlar. - Hafıza:
Belleğimi dışarıya yedeklememe izin veriyor; bu da zihnimi daha özgür kılıyor.
Kısacası motivasyonum, “fotoğrafçı olmak”tan önce, “ışığın peşine düşebilmek”le ilgili.
Müzik ve Prodüksiyon: APD’yi Avantaja Çevirmek
Prodüktörlükten önce hikâye piyanoda başlıyor.
Küçük yaşta annemin yönlendirmesiyle ellerimi geliştirmek için tuşlara dokunmaya başladım.
O zaman farkında değildim ama bu, sinir sistemim için çok kritik bir yatırımdı.
İlerleyen yıllarda işitsel işlemleme bozukluğu (APD) hayatıma iyice yerleşti.
Günlük hayatta bu durum, insanların söylediklerini anlamayı zorlaştırdı.
Fakat müziğe geldiğimizde tablo değişti.
- Konuşmalarda kelimeler dağılıp giderken,
- Şarkılarda ritme ve melodilere odaklanan, seçici bir zihin ortaya çıktı.
Bu da prodüktörlükte benim için ilginç bir avantaja dönüştü:
- Karmaşık sesleri sadeleştirmeyi,
- Beat’in içindeki küçük detayları ayıklamayı,
- Melodilerin duygusal yükünü daha net hissetmeyi öğrendim.
APD, günlük hayatımda bir engel gibi görünürken, müzikte:
“Dünyayı herkes gibi duyamadığım için, parçaları biraz farklı kuruyorum.”
cümlesinin arka planını oluşturuyor.
Motivasyonumun müzik ayağı tam olarak burada yatıyor:
Eksik görünen bir tarafı, üretimde özgün bir sese dönüştürmek.
Yazmak: Konuşamadığım Yerde Kelimeler Devreye Girdi
Yaklaşık 12 yaşımdan beri bir şeyler yazmak için uğraşıyorum.
Dizartri yüzünden cümlelerimi tam anlatamadığım anlar oldu; sesimin tonu, düşüncelerimi taşımakta zorlandı. Konuşmak istediğimle karşı tarafa ulaşan arasındaki mesafe büyüdükçe, doğal olarak kaleme kaydım.
Yazmak, bu yüzden bende hobiden çok; ifade yasası gibi çalışıyor.
- Cümleyi ağızdan çıkaramadığım yerde, klavye devreye giriyor.
- Anlatamadığım duygular, paragrafın içinde kendine yer buluyor.
Yıllar içinde yaşadıklarım, okuduklarım, izlediklerim birleşince, kafamda büyük bir arşiv oluştu.
Çoğu insan beni “ayaklı kütüphane” diye tanımlar; çünkü hem çok okuyorum hem de arada kalmışlık hissiyle, her şeyi farklı açılardan görmek zorunda kaldım.
Çoğu zaman sevildim, kabul gördüm;
fakat kritik anlarda engelli biriymişim gibi kenara itildiğim durumlar da yaşadım.
Bu ikili hâl, yazarlığımın zeminini kurdu:
- Ne tamamen merkezde,
- Ne tamamen dışarıda…
Tam ortadaki bu konum, beni sürekli gözlem yapmaya ve not almaya itti.
Yazılarımda; sistemle arada kalmış, kabul gören ama gerektiğinde kolayca dışarı atılabilen insanların hissini taşıyorum.
Yazmak, bugün motivasyon sistemimde net bir yere sahip:
- Kendimi açıklamak için,
- Hafızamı düzenlemek için,
- Yaşadığım çelişkileri soğukkanlı bir metne dönüştürmek için kullandığım ana araç.
Fotoğraf kadrajıma ne yapıyorsa, yazı da zihnime onu yapıyor:
Görüntüyü netleştiriyor, gürültüyü azaltıyor, geride kalan anlamı ortaya çıkarıyor.
Spor: Beyin Felcini Yenme Azminden Gelen Motivasyon
Spor benim için “fit görünmek”le sınırlı bir alan değil,
beyin–kas hattını her gün yeniden eğiten bir protokol.
4–5 yaşına kadar yürüyemedim.
Yani hayatım, zaten “hareket” adına gecikmeli başladı.
Her düşüş, sinir sistemiyle yeni bir pazarlık demekti:
- Yere düştüğümde sadece canım yanmıyordu,
- Beynime, “Bir sonraki denemede farklı yapacağız.” mesajı gidiyordu.
Koşu, yüzme, kalistenik ve genel kondisyon çalışmalarımın arkasında şu cümle duruyor:
“Beyin felci bana kurallar koyabilir ama oyunun şeklini ben tasarlayacağım.”
Sporun motivasyonuma katkısı üç net alanda:
- Kontrol hissi:
Vücudum üzerindeki kontrol arttıkça, zihinsel gücüm de artıyor. - Enerji yönetimi:
Yorgunluk ve kasılmaları belli bir programa bağlayınca, günümü kurmak daha kolaylaşıyor. - Saygı:
Kendi bedenime ve emeğime duyduğum saygı, üretim alanlarıma da yansıyor.
Her antrenman, çocukluğumda kurulan “yürüyemez, yatalak kalır” cümlelerine verilmiş net bir cevap.
En Büyük Motivasyonum: Mert Karataş Olmayı Sürdürmek
Dışarıdan bakıldığında motivasyon kaynağım;
kuzey ışıkları, müzik hayallerim, spor hedeflerim, seyahatlerim gibi görünebilir.
Gerçekte ise en büyük motivasyonum, bunların hepsini sürdürebilen kişi olmak.
- Beyin felcini tanı olarak kabul edip, kimlik olarak taşımamak,
- Üretimi romantik bir başarı hikâyesine çevirmeden,
günlük hayata gömülü bir disiplin olarak tutmak, - Kendi adımı, “sadece engelli bir hikâye” ile anılmayan bir üretim markası hâline getirmek.
Motivasyonumun özeti şu:
“Hayat bana bir tablo verdi.
Ben o tablonun üstüne, fotoğraf, müzik, spor ve yazıyla yeni katmanlar ekliyorum.”
Bu Sayfanın Ana Sayfada Yeri
Bu yazı, ana sayfadaki “Mert Karataş Kimdir?” metninin devamı gibi okunabilir.
Orada “kim olduğumu” anlatıyorum;
burada ise o kimliğin arkasındaki yakıtı, yani motivasyon sistemimi açıyorum.
- Fotoğraf için: kuzey ışıklarının peşine takılan merak,
- Müzik için: APD’nin ters köşe avantajı,
- Yazarlık için: konuşmanın eksik kaldığı yerde kelimeleri devreye sokan ifade ihtiyacı,
- Spor için: beyin felcini yeniden yazma azmi,
- Genel hayat için: “Mert Karataş olarak kalabilme” kararlılığı.
Motivasyonum basitçe şuna bakıyor:
Yarın açtığında bu siteyi, hâlâ üreten bir Mert görmeni istiyorum.
